9 Ocak 2017 Pazartesi

İLERİDE DEĞERLENİR



Öncesi
İşten gelip her zaman ziyaret ettiği haber sitesine girdiğinde ilk gördüğü haberin başlığı tanıdıktı. Haber atmosfer koşulları dünyanınkine benzerlik gösteren başka bir gezegenin bulunduğunu söylüyordu. Bu aralar böyle haberleri çok duyuyordu,yazanlara göre bu gezegenle beraber keşfedilen dünya benzeri gezegen sayısı 798’e yükselmiş oluyordu. Tabii ki bu uzaktan yapılan gözlemlerle orada gerçekten canlı olup olmadığı henüz belirlenemiyordu ve dünyalıların gönderdiği uzay araçlarından en uzağa gideni güneş sistemi sınırlarını yeni geçmişti. Bu yetersizliklere karşın, hükümetlerinden yeterli nakit desteğini bulamayan uzay ajansları bu gezegenlere yapılacak yolculuklar için biletler satmaya başlamıştı. Dış sistemlerin gezegenlerine yolculuk yapmak mümkün olduğunda ilk bu biletleri satın alan kişileri götüreceklerini söylüyorlardı. Sloganları basit ve anlaşılırdı : “Dünyamız yaşanılabilir bir yer olmaktan çıktığında, geleceğe güvenle bakmanızı sağlayan bir yatırım”. Aslında sattıkları bir biletten çok daha öteydi, onlar gelecekte değerleneceğini iddaa ettikleri arsalar satan emlakçılardan başka birşey değillerdi. Uzak gezegenler sahipsizdi ve oraya ilk varan insanlar arasında bölüşülecek yaşanılabilir arazilere sahip olacaklardı. İnsan evladı yaşadığı dünyanın içinde yine insanların yaşadığı yerleri yeni bulmuş gibi yapıp oralara ve orada yaşayanlara neler yapmamıştı ki, sahipsiz bakir topraklara bu gözle bakmasın. Uzay ajanslarının bu hamlesi gerçekten işe yaramıştı. Büyük birkaç uzay ajansı birleşip biletleri en yakın gezegende en yüksek fiyatlı, uzak gezegenlerde de daha düşük fiyatlı olacak şekilde ayarlamışlardı. Bu işte bir gariplik vardı, normalde uzak olan yerin bilet ücreti daha fazla olmalıydı. Ancak gerçekte satılan şey bilet değil, o gezegenlerdeki yaşanılabilecek mekanlardı. En uzak gezegenlere zaten gidilmesi imkansız gözüyle bakıldığından, fiyatları hemen hemen eski model ikinci el araba fiyatları kadardı. İnsanlar buna çok ilgi göstermişlerdi, dünyaya en yakın 120 gezegenin hisseleri hemen satılmıştı. Alan kişiler genelde paralarının çokluğundan yatırım yapacak yer bulamayan ve kendilerini her konuda garanti altına almak isteyen kişilerdi. Aldıkları bilete milyonlar sayan kişiler uzay teknolojisinin kendilerini daha Mars’a bile götüremeyeceğini de biliyorlardı. Ancak bu kişiler teknolojiye güvenen ve dünyanın geleceğinden umutsuz kişilerdi, bir kısmı ise ‘ileride değerlenir’ diyenlerdendi. O ise bunları düşündükten sonra gezegen biletlerinin satıldığı internet sitesine giriş yaptı. Gezegen biletlerinin fiyatlarını en düşükten en yükseğe doğru sıraladı. İlk sıradaki gezegenin bilet fiyatı maaşından birazcık daha fazlaydı. Ama bu gezegen dünyadan tam 1800 ışık yılı uzaklıktaydı. Yani ışık hızında hareket eden bir araç bu gezegene ancak 1800 yılda varabilirdi. Saçmalık diye düşündü, bunları alanlar nasıl bir kafaya sahip acaba dedi.  
Ertesi gün internette dolaşırken yan tarafta çıkan bir reklama gözü ilişti. İnternet senin en son neye baktığından haberdardı. Adamın biri aldığı gezegen biletini satıyordu. Bu bilet dün baktığı gezegene aitti ve fiyatı yarı yarıyaydı. Gerzeğin biri almış ve daha sonra pişman olmuş herhalde, diye düşündü.  Sayfayı kapatacakken aniden beynine ucuz bir şeyi kaçırmama iç güdüsüyle acaba alsam mı düşüncesi düştü. İnsanlar böyle küçük fırsatları kaçıra kaçıra zengin olamıyorlardı. Çocuğu yoktu ve evli değildi. İyi de para biriktiriyordu. Gerçi bu parayla yakınlarda bir araba almayı düşünüyordu ama bilete vereceği miktardan birşey olmazdı. Hayatının her döneminde dedesinin veya babasının zamanında ucuza bulup almadığı arsalardan bahseden insanlar olmuştu. Bir dede veya bir baba şehrin eskiden çok önemsiz olup şu an çok değerlenen bir yerinde bir arsayı veya evi ayaklarına kadar fırsat gelmesine rağmen almamıştı. Bu yüzden de onların torunları veya çocukları da hayıflanıp duruyorlardı. Şimdi o arsa onların olsaydı paraya para demezlerdi. Ancak dedeleri sonuçta bir emlak analisti değildi, nereden bilsindi. Kendisinin de büyük dedesi zamanında şu an şehirde çok değerli olan bir arsayı ‘beni burada kurtlar yer’ diye reddetmişti. Kendisi de ortamlarda bu konuların bahsi geçtiğinde bu hikayeyi anlatıp hayıflanırdı. Ama dedesini gerçekten kurtlar yeseydi belki de kendisi hayatta bile olmayacaktı. Bir müddet düşündükten sonra bu dedeler ve babalar gibi olmama kararı aldı ve bileti almaya karar verdi. Torunları ondan övgüyle bahsedeceklerdi. Ne kadar ileri görüşlü bir adam olduğundan dem vuracaklardı. Tabi önce evlenmesi lazımdı.
Sonrası
Bir gün daha sona ermek üzereydi. Yaptığı tek şeyin karnını doyuracak kadar çalışmak olduğunun farkındaydı. Sabahtan akşama kadar çalışıp, hayatın bundan ibaret olduğunu sananlar da yok değildi. Hatta bu insanlar çoğunluğu teşkil etmekteydi. Kendisi de kendini bildi bileli çalışıyor ama hayatın başka yönlerinin de farkında gibi gözükmeye çalışıyordu. Bir aygezen değildi ama yine de etrafındaki sülüklerden bin kat daha akıllıydı dediğine göre. Söylenilenlere göre aygezenler dünyayı bırakıp gittiklerinde arkalarında hastalıktan geberen bir insanlık bırakmışlardı. Aygezenler bununla yetinmeyip dünyayı kendi bodrum katlarına çevirmiş bütün çöp işlerini burada sağ kalan insanlara yaptırıyorlardı. Tabi bunlara inanmak büyük saçmalıktı. Bu lafları söyleyenler ise çalışmaktan hoşlanmayan ve ölmek üzere olan 19 yaşındaki yaşlı kimselerdi. Bu yaşlıların hepsi böyleydi, kendisi 13 yaşındaydı ve nereden baksan bir yedi yıl daha yaşarı vardı. Tek hayali ayaklarında 2 yerine tek zincir taşıyan ve daha güzel yemekler yiyen bir ustabaşı olmaktı. Ustabaşı olunca çocuk yapmaya da izin veriliyordu. Çocuk yapmak sadece yapmaktan ibaret bir olaydı birileri gelip çocuğunu elinden alıyor ve senin bakmana gerek kalmıyordu. Ancak etraftaki kediler uzun bir zaman yavrularını yanlarında gezdiriyorlardı, bayağı keriz olmalılardı bu kediler. Hayatı farklı gördüğünü ona düşündürten şey yan fabrikada çalışan kız olmalıydı. Çünkü onu her gördüğünde sanki hayata en değişik bakan kişi oymuş gibi hissediyordu.
Bu tekdüzelik çalıştığı yere bel üstü elbiseler giymiş,uzun boylu ve kilolu, zengin olduğu her halinden anlaşılan birinin gelmesiyle değişmişti. Bu kişi birinci ustabaşıyla birşeyler konuştuktan sonra ustabaşının kendisine el ettiğini gördü ve kalbi pıtır pıtır atmaya başladı. Yanlarına gittiğinde adam elini sıktı ve kendisinin değişik isimli bir ulaştırma firmasından olduğunu söyledi. Adamın elini sıkmasına çok şaşırdı ve cevap veremedi. Adam onunla özel olarak konuşmak istiyordu. Dışarıda kuytu bir yere geçtiklerinde adam meseleyi anlatmaya koyuldu. Tombalak adamın anlattığına göre seneler seneler evveli bizim kerizin büyük büyük dedesi bir aygezen bileti almış. Bu aygezen biletinin olduğu gezenegene de seferler yeni başlamış ve kendileri de çok güvenilir bir şirket olduklarından bunun üzerine hemen gelip tek varisi bulup bileti teslim etmek zorundalarmış. Aynı zamanda seferden önce hem yeni seferi tanıtmak hem de kendisini ünlü yapmak için birkaç fotoğraf çekinmeleri iyi olurmuş. Tabi bunun da para olarak bir karşılığı olacakmış. İsterlerse gidecekleri gezengenden bir miktar arazi de tahsis edebilirmiş. Geçirdiği kısa süreli krizden sonra ne diyeceğini bilemedi ve aklına yan fabrikadaki kız geldi. Adama yanında başka birini götürüp götüremeyeceğini sorduğunda adam yanıt olarak işçi takımından sadece bir kişi alabileceklerini söyledi. Anlaşılan dedesi sayesinde büyük bir aygezen olacaktı ve başka dünyalara adım atacaktı, biricik aşkı burada beklese de olurdu.
Kendisini ana istasyona götürecek gemi biraz yükseldiğinde dünyanın kahverengi puslar içinde kalmış gri silüetine bir baktı. Biraz sonra hiçbirşey gözükmeyecekti çünkü herşey o siyah pis bulutların altında kalacaktı. Bu gemiye binenlerin çoğu yüzlerinde garip maskelerle dolaşıyorlardı. Ama gemiye bindiklerinde çıkarıp rahatlıyorlardı. Kendisine de biraz garip bakıyorlardı nedense. Bu gemide hayatında hiç görmediği tipten insanlar peyda olmuştu. Garip beyaz saçlı kıvrışmış suratlarıyla kendisine bakan bu insanlara asıl garip garip bakılması gerekenin kendileri olduğunu birilerinin söylemesi gerekiyordu. İstasyona varıp kendisini uzak gezegene götürecek ve bir aygezen olmasını sağlayacak gemiye bindiğinde, fabrikaya gelen tombul adamla yeniden karşılaştı. Kendisinin birkaç resmini elindeki garip makineyle çekti ve ona ne kadar iyi davranıldığını birazdan gelecek kişilere de anlatması gerektiğini söyledi. Birazdan 10-15 kişi ellerinde garip makinelerle hiç susmadan onlarca soru sorarak gemideki odasını doldurdular. Sorulara utangaç cevaplar veriyor ve hiç tanımadığı dedesine teşekkür edip duruyordu. Aslında dede diye bir kavramı kendisi yeni öğrenmişti. Çünkü babası veya annesini bilmeden yaşamıştı, hatta onun tanıdığı herkes annesi veya babasını tanımıyordu. Gazeteciler gittikten sonra odasında yalnız kaldı ve yolculuğun birazdan başlayacağına dair bir anons işitti. Bu istasyona gelmesi herhalde 2 saatini almıştı ve uzak bir gezegene varması da daha uzun sürerdi diye düşünerek uykuya daldı. Ancak fazla uyumadan bir el omzuna dokundu ve yolculuğun sona erdiğini söyledi. Başşehire servislerin her yarım saatte bir kalktığını ve acele ederse birazdan kalkacak olan servise yetişeceğini söyledi ve üzerinde şişko adamın ismi yazılı bir de kağıt uzattı. Gemiden çıkıp etrafına baktığında üzerinde bulunduğu sarı gezegenin ve etrafında koşuşturan yüzlerce garip giyinimli aygezerin görüntüsüyle karşı karşıya geldi. Yanına gelen beyaz saçlı bir adam elindeki kağıdı alıp bir göz gezdirdi ve “bu kadar parayla burada biraz zor yaşarsın dostum istersen gel ve benim mekanımda çalışmaya başla” dedi. Bir daha etrafa baktı ve kendisinin gerçekten değişik bir bakış açısına sahip olduğunu düşünerek adama olumlu bir şekilde kafa salladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder