Öncesi
İşten gelip her zaman ziyaret ettiği haber sitesine
girdiğinde ilk gördüğü haberin başlığı tanıdıktı. Haber atmosfer koşulları
dünyanınkine benzerlik gösteren başka bir gezegenin bulunduğunu söylüyordu. Bu
aralar böyle haberleri çok duyuyordu,yazanlara göre bu gezegenle beraber
keşfedilen dünya benzeri gezegen sayısı 798’e yükselmiş oluyordu. Tabii ki bu
uzaktan yapılan gözlemlerle orada gerçekten canlı olup olmadığı henüz
belirlenemiyordu ve dünyalıların gönderdiği uzay araçlarından en uzağa gideni
güneş sistemi sınırlarını yeni geçmişti. Bu yetersizliklere karşın,
hükümetlerinden yeterli nakit desteğini bulamayan uzay ajansları bu gezegenlere
yapılacak yolculuklar için biletler satmaya başlamıştı. Dış sistemlerin
gezegenlerine yolculuk yapmak mümkün olduğunda ilk bu biletleri satın alan
kişileri götüreceklerini söylüyorlardı. Sloganları basit ve anlaşılırdı :
“Dünyamız yaşanılabilir bir yer olmaktan çıktığında, geleceğe güvenle bakmanızı
sağlayan bir yatırım”. Aslında sattıkları bir biletten çok daha öteydi, onlar
gelecekte değerleneceğini iddaa ettikleri arsalar satan emlakçılardan başka
birşey değillerdi. Uzak gezegenler sahipsizdi ve oraya ilk varan insanlar
arasında bölüşülecek yaşanılabilir arazilere sahip olacaklardı. İnsan evladı
yaşadığı dünyanın içinde yine insanların yaşadığı yerleri yeni bulmuş gibi
yapıp oralara ve orada yaşayanlara neler yapmamıştı ki, sahipsiz bakir
topraklara bu gözle bakmasın. Uzay ajanslarının bu hamlesi gerçekten işe
yaramıştı. Büyük birkaç uzay ajansı birleşip biletleri en yakın gezegende en
yüksek fiyatlı, uzak gezegenlerde de daha düşük fiyatlı olacak şekilde
ayarlamışlardı. Bu işte bir gariplik vardı, normalde uzak olan yerin bilet
ücreti daha fazla olmalıydı. Ancak gerçekte satılan şey bilet değil, o
gezegenlerdeki yaşanılabilecek mekanlardı. En uzak gezegenlere zaten gidilmesi
imkansız gözüyle bakıldığından, fiyatları hemen hemen eski model ikinci el
araba fiyatları kadardı. İnsanlar buna çok ilgi göstermişlerdi, dünyaya en
yakın 120 gezegenin hisseleri hemen satılmıştı. Alan kişiler genelde
paralarının çokluğundan yatırım yapacak yer bulamayan ve kendilerini her konuda
garanti altına almak isteyen kişilerdi. Aldıkları bilete milyonlar sayan
kişiler uzay teknolojisinin kendilerini daha Mars’a bile götüremeyeceğini de
biliyorlardı. Ancak bu kişiler teknolojiye güvenen ve dünyanın geleceğinden
umutsuz kişilerdi, bir kısmı ise ‘ileride değerlenir’ diyenlerdendi. O ise
bunları düşündükten sonra gezegen biletlerinin satıldığı internet sitesine
giriş yaptı. Gezegen biletlerinin fiyatlarını en düşükten en yükseğe doğru
sıraladı. İlk sıradaki gezegenin bilet fiyatı maaşından birazcık daha fazlaydı.
Ama bu gezegen dünyadan tam 1800 ışık yılı uzaklıktaydı. Yani ışık hızında
hareket eden bir araç bu gezegene ancak 1800 yılda varabilirdi. Saçmalık diye
düşündü, bunları alanlar nasıl bir kafaya sahip acaba dedi.
Ertesi gün internette dolaşırken yan tarafta çıkan bir
reklama gözü ilişti. İnternet senin en son neye baktığından haberdardı. Adamın
biri aldığı gezegen biletini satıyordu. Bu bilet dün baktığı gezegene aitti ve
fiyatı yarı yarıyaydı. Gerzeğin biri almış ve daha sonra pişman olmuş herhalde,
diye düşündü. Sayfayı kapatacakken
aniden beynine ucuz bir şeyi kaçırmama iç güdüsüyle acaba alsam mı düşüncesi
düştü. İnsanlar böyle küçük fırsatları kaçıra kaçıra zengin olamıyorlardı. Çocuğu
yoktu ve evli değildi. İyi de para biriktiriyordu. Gerçi bu parayla yakınlarda
bir araba almayı düşünüyordu ama bilete vereceği miktardan birşey olmazdı. Hayatının
her döneminde dedesinin veya babasının zamanında ucuza bulup almadığı
arsalardan bahseden insanlar olmuştu. Bir dede veya bir baba şehrin eskiden çok
önemsiz olup şu an çok değerlenen bir yerinde bir arsayı veya evi ayaklarına
kadar fırsat gelmesine rağmen almamıştı. Bu yüzden de onların torunları veya
çocukları da hayıflanıp duruyorlardı. Şimdi o arsa onların olsaydı paraya para
demezlerdi. Ancak dedeleri sonuçta bir emlak analisti değildi, nereden
bilsindi. Kendisinin de büyük dedesi zamanında şu an şehirde çok değerli olan
bir arsayı ‘beni burada kurtlar yer’ diye reddetmişti. Kendisi de ortamlarda bu
konuların bahsi geçtiğinde bu hikayeyi anlatıp hayıflanırdı. Ama dedesini
gerçekten kurtlar yeseydi belki de kendisi hayatta bile olmayacaktı. Bir müddet
düşündükten sonra bu dedeler ve babalar gibi olmama kararı aldı ve bileti
almaya karar verdi. Torunları ondan övgüyle bahsedeceklerdi. Ne kadar ileri
görüşlü bir adam olduğundan dem vuracaklardı. Tabi önce evlenmesi lazımdı.
Sonrası
Bir gün daha
sona ermek üzereydi. Yaptığı tek şeyin karnını doyuracak kadar çalışmak
olduğunun farkındaydı. Sabahtan akşama kadar çalışıp, hayatın bundan ibaret
olduğunu sananlar da yok değildi. Hatta bu insanlar çoğunluğu teşkil
etmekteydi. Kendisi de kendini bildi bileli çalışıyor ama hayatın başka
yönlerinin de farkında gibi gözükmeye çalışıyordu. Bir aygezen değildi ama yine
de etrafındaki sülüklerden bin kat daha akıllıydı dediğine göre. Söylenilenlere
göre aygezenler dünyayı bırakıp gittiklerinde arkalarında hastalıktan geberen
bir insanlık bırakmışlardı. Aygezenler bununla yetinmeyip dünyayı kendi bodrum
katlarına çevirmiş bütün çöp işlerini burada sağ kalan insanlara
yaptırıyorlardı. Tabi bunlara inanmak büyük saçmalıktı. Bu lafları söyleyenler
ise çalışmaktan hoşlanmayan ve ölmek üzere olan 19 yaşındaki yaşlı kimselerdi. Bu
yaşlıların hepsi böyleydi, kendisi 13 yaşındaydı ve nereden baksan bir yedi yıl
daha yaşarı vardı. Tek hayali ayaklarında 2 yerine tek zincir taşıyan ve daha
güzel yemekler yiyen bir ustabaşı olmaktı. Ustabaşı olunca çocuk yapmaya da
izin veriliyordu. Çocuk yapmak sadece yapmaktan ibaret bir olaydı birileri
gelip çocuğunu elinden alıyor ve senin bakmana gerek kalmıyordu. Ancak
etraftaki kediler uzun bir zaman yavrularını yanlarında gezdiriyorlardı, bayağı
keriz olmalılardı bu kediler. Hayatı farklı gördüğünü ona düşündürten şey yan
fabrikada çalışan kız olmalıydı. Çünkü onu her gördüğünde sanki hayata en
değişik bakan kişi oymuş gibi hissediyordu.
Bu tekdüzelik
çalıştığı yere bel üstü elbiseler giymiş,uzun boylu ve kilolu, zengin olduğu
her halinden anlaşılan birinin gelmesiyle değişmişti. Bu kişi birinci
ustabaşıyla birşeyler konuştuktan sonra ustabaşının kendisine el ettiğini gördü
ve kalbi pıtır pıtır atmaya başladı. Yanlarına gittiğinde adam elini sıktı ve
kendisinin değişik isimli bir ulaştırma firmasından olduğunu söyledi. Adamın
elini sıkmasına çok şaşırdı ve cevap veremedi. Adam onunla özel olarak konuşmak
istiyordu. Dışarıda kuytu bir yere geçtiklerinde adam meseleyi anlatmaya
koyuldu. Tombalak adamın anlattığına göre seneler seneler evveli bizim kerizin
büyük büyük dedesi bir aygezen bileti almış. Bu aygezen biletinin olduğu
gezenegene de seferler yeni başlamış ve kendileri de çok güvenilir bir şirket
olduklarından bunun üzerine hemen gelip tek varisi bulup bileti teslim etmek
zorundalarmış. Aynı zamanda seferden önce hem yeni seferi tanıtmak hem de
kendisini ünlü yapmak için birkaç fotoğraf çekinmeleri iyi olurmuş. Tabi bunun
da para olarak bir karşılığı olacakmış. İsterlerse gidecekleri gezengenden bir
miktar arazi de tahsis edebilirmiş. Geçirdiği kısa süreli krizden sonra ne
diyeceğini bilemedi ve aklına yan fabrikadaki kız geldi. Adama yanında başka
birini götürüp götüremeyeceğini sorduğunda adam yanıt olarak işçi takımından
sadece bir kişi alabileceklerini söyledi. Anlaşılan dedesi sayesinde büyük bir
aygezen olacaktı ve başka dünyalara adım atacaktı, biricik aşkı burada beklese
de olurdu.
Kendisini ana
istasyona götürecek gemi biraz yükseldiğinde dünyanın kahverengi puslar içinde
kalmış gri silüetine bir baktı. Biraz sonra hiçbirşey gözükmeyecekti çünkü
herşey o siyah pis bulutların altında kalacaktı. Bu gemiye binenlerin çoğu
yüzlerinde garip maskelerle dolaşıyorlardı. Ama gemiye bindiklerinde çıkarıp
rahatlıyorlardı. Kendisine de biraz garip bakıyorlardı nedense. Bu gemide
hayatında hiç görmediği tipten insanlar peyda olmuştu. Garip beyaz saçlı
kıvrışmış suratlarıyla kendisine bakan bu insanlara asıl garip garip bakılması
gerekenin kendileri olduğunu birilerinin söylemesi gerekiyordu. İstasyona varıp
kendisini uzak gezegene götürecek ve bir aygezen olmasını sağlayacak gemiye
bindiğinde, fabrikaya gelen tombul adamla yeniden karşılaştı. Kendisinin birkaç
resmini elindeki garip makineyle çekti ve ona ne kadar iyi davranıldığını
birazdan gelecek kişilere de anlatması gerektiğini söyledi. Birazdan 10-15 kişi
ellerinde garip makinelerle hiç susmadan onlarca soru sorarak gemideki odasını
doldurdular. Sorulara utangaç cevaplar veriyor ve hiç tanımadığı dedesine
teşekkür edip duruyordu. Aslında dede diye bir kavramı kendisi yeni öğrenmişti.
Çünkü babası veya annesini bilmeden yaşamıştı, hatta onun tanıdığı herkes annesi
veya babasını tanımıyordu. Gazeteciler gittikten sonra odasında yalnız kaldı ve
yolculuğun birazdan başlayacağına dair bir anons işitti. Bu istasyona gelmesi
herhalde 2 saatini almıştı ve uzak bir gezegene varması da daha uzun sürerdi
diye düşünerek uykuya daldı. Ancak fazla uyumadan bir el omzuna dokundu ve yolculuğun
sona erdiğini söyledi. Başşehire servislerin her yarım saatte bir kalktığını ve
acele ederse birazdan kalkacak olan servise yetişeceğini söyledi ve üzerinde
şişko adamın ismi yazılı bir de kağıt uzattı. Gemiden çıkıp etrafına baktığında
üzerinde bulunduğu sarı gezegenin ve etrafında koşuşturan yüzlerce garip
giyinimli aygezerin görüntüsüyle karşı karşıya geldi. Yanına gelen beyaz saçlı
bir adam elindeki kağıdı alıp bir göz gezdirdi ve “bu kadar parayla burada
biraz zor yaşarsın dostum istersen gel ve benim mekanımda çalışmaya başla”
dedi. Bir daha etrafa baktı ve kendisinin gerçekten değişik bir bakış açısına
sahip olduğunu düşünerek adama olumlu bir şekilde kafa salladı.