Bölüm
1
Melun
diş ağrısının nedenini, bundan önceki dört tanesi gibi, bu dişçi de bulamamıştı.
Dişlerin ve diş etlerin sağlam gözüküyor, bir de çene cerrahını çağıralım
istersen demişti ona bakan dişçi. Gelen diğer doktor da herhangi bir sorun
göremediğini söyledi. O ise ‘herhangi bir sorun yok ise dişlerinin neden
ağrıdığını’ sordu, doktorlar da bunun nedeninin psikolojik olabileceğini belki
de bir psikoloğa görünmesi gerektiğini söylediler. Anlattığı ağrıların bu
şartlar altında mümkün olmadığını, ağzında bir sorun göremedikleri için ağrının
da hiç ortaya çıkmaması gerektiğinden dem vurdular. Ardından muayenehaneden
sonuçsuz bir şekilde, yine yeniden, ayrıldı. Üstelik bu vücudunda ortaya çıkan
ve doktorların herhangi bir sonuca varamadıkları anormalliklerden sadece bir
tanesiydi. Karnında ortaya çıkan şiddetli ağrılardan ve vücudunun her tarafında
kaşıntıyla beraber döktüğü kurdeşenlerden de gına gelmişti artık. Çok fazla
doktora ve hastanelere gitmişti ancak doktorların çoğunun tetkikler sonucunda
söyledikleri şeyler aynıydı: tahlillerinin sonuçları gayet normal, bu aralar
çok stres yapıyor musun? Ona göre stres falan yapmıyordu, bazen gereğinden
fazla düşünceli olduğunu düşünüyordu ancak bu stres sayılmazdı. Bu ağrılar ve
rahatsızlıklar bazen alışılabilir seviyede, bazen ise katlanılmaz oluyordu,
ancak hiç peşini bırakmıyorlardı. Bunların çekilmez olduğu dönemler çok huysuz
oluyor, normalde sinirlenmediği şeylere sinirleniyordu. Geçeceklerini bilse
belki daha sakin olabilirdi, ancak artık doktorlar herhangi bir şey
bulamadıklarını söylediklerinde dahi sevineceği yere üzülmeye başlamıştı.
Bir
gün yine bu ağrılardan karın ağrısıyla uyuyakaldı, diş ağrısı olsa ağrı kesici
almadan kesinlikle uyuyamazdı ama karın ağrısı bazen gece uyandırsa da, üstüne
uyunabilir seviyedeydi. Rüyasında on beş on altı yaşlarında bir oğlan çocuğu
gördü. Kendisine bir şey söylemeden garip garip bakıyordu. Biraz daha
yaklaşınca çocuğun elbiselerinin yırtık ve rezil bir halde durduğunu gördü. Sabah
uyandığında çocuğun yüzü ve duruşu aklındaydı. Bir an için gözleri kapalı halde
kendini bu çocuk gibi mazlum ve çaresiz hissetti. Bu ağrılarının tuttuğu
zamanlar doğru dürüst uyuyamadığından genelde böyle saçma sapan rüyalar
görürdü. Ama bu seferki çok değişikti, bu çocuk kendisi değildi ama kendisine
çok yakın hissetmişti çocuğu. Çektiği acıları anlıyormuş gibi bir hal
içerisindeydi. Bu yüzden daha önce yüzünü bile görmediği bu garip çocuğu
kendisiyle özdeşleştirmişti. Sonra bu da iliğime işlemiş saçma sapan ağrıların bilinçaltıma başka bir
yansıması diye düşündü ve yatağından kalkıverdi.
Bölüm
2
Bir
yıl sonra köyüne bayram ziyareti için gittiği zaman benzer bir rüyayı tekrar
görmüştü. Bu sefer bir yıl önce rüyasında gördüğü gencin sanki on yıl yaşlanmış
halini görmüştü. Duruşu ve bakışları aynı, sanki birşeyler söylemek istiyormuş
da söyleyemiyormuş gibiydi. Ancak yüzünden tanıdığı bu büyümüş genç acısını
belli etmiyorcasına gayet sakin görünüyordu. Yanına gittiğinde adam ona doğru
bakarak “Yardım et” dedi. Sonra gerisin geri koşmaya başladı. O ise merak
içerisinde adamın peşinden koşacakken ayaklarının hareket etmediğini gördü. Adamın
arkasından “Dur, geri dön” diye bağırmaya başladı. Sonra terler içerisinde
uyandı, tekrar uyumaya çalıştı ancak bu rüya öyle ardından hemen uyunabilecek
bir rüya değildi. Birden çok susadığının farkına vardı ve köy evinin mutfağına
su içmeye yollandı. Gözleri yarı açık koridordan geçerken duvardaki aile
büyüklerinin resimlerine gözü takıldı. Bir yüze odaklanmıştı, yanında büyük
ihtimale karısı ve çocuğu bulunan bir adam. Yüze iyice yakınlaşıp baktığında bu
adamın demin rüyasında gördüğü adamın tıpatıp aynısı olduğunu anladı. Çok
şaşırmıştı, ancak bu resmi büyük ihtimalle daha önceden gördüğünü ve
bilinçaltının ona bu şekilde başka bir oyun oynadığını düşündü ve bu düşünceyle
rahat bir şekilde uykuya daldı.
Sabah
kahvaltıdan sonra gördüğü rüya tekrar aklına geldi. Merakını gidermek için
ninesinin yanına gidip resimdeki adamın kim olduğunu sordu. Ninesi ise “O senin
dedenin babasıdır, yani benim kayınbabam olur” dedi. Resimdeki oğlan çocuğunun
ise dedesi olduğunu da ekledi. Ama bu sohbet uzun sürmedi. Ninesi bu konudan
pek haz etmemişti anlaşılan. Kayınbabası hakkında da pek konuşmak istemiyor
olabilirdi. O da pek üstelemedi, biraz daha köyde vakit geçirip akşama doğru
şehirdeki evine doğru yola çıktı.
Bölüm
3
Doktorların
tavsiye ettiği üzere birkaç psikologla bu devam eden ağrıları hakkında
görüşmeler yapmıştı. Onlar da tam tahmin ettiği gibi psikolojisinin çok normal
olduğunu, bir sorun bulunmadığını belirttiler. Aklı almıyordu bu sebepsiz
ağrıları, ve doktorlara olan güveni sıfıra inmişti. İntihar etmenin tek çözüm
olacağını düşündüğü nadir zamanlar olsa da genel olarak ağrılarla yaşamayı
öğrenmeye çalışıyordu. Bir gün bir tren yolculuğu esnasında yanında oturan
adamla derin bir sohbete girişti. Adam eski bir psikiyatrdı ve artık işini
yapmıyordu. Adama kendini çok yakın hissettiğinden bu dermansız ağrılarından ve
gittiği doktorlardan ve de onların söyledikleri şeylerden bahsetti. Adam biraz
düşündü. Sonra eski bir tanıdığını görmüşçesine gözleri parlayarak : “Galiba
ben senin sorununu biliyorum” dedi. O ise fazla heyecanlanmamıştı, adamın
söyleyeceği şeyin televizyon programlarında gösterilen doğal denilen ancak bir
işe yaramayan iyileşme zımbırtılarından birisi olacağını düşündü. Ama yine de
ilgili gibi davranarak dinlemeye koyuldu. “Acı transferi” dedi adam, “Senin
sorunun acı transferi.”. Adamın dediği şeyi pek anlamamıştı adamın konuşmasına
devam etmesine onay veriyorcasına kaşlarını meraklı bir biçimde çattı.
“İnsanlık alemi acılardan ibarettir dostum, biz ise ya kendi ürettiğimiz
acıları ya da başkalarının bize bağışladığı acıları çekmek zorunda bırakılırız.
Acıların miktarı asla değişmez, çok azı yok edilebilir. Bizim ürettiğimiz
acılar ise aslında her zaman var olan acılardan başka bir şey değildir.” Adamın
dedikleri daha çok kafasını karıştırmıştı. Bu adamın hafiften kafayı tırlatmış
olabileceğini aklından geçirdi. “Acı transferi dediğiniz şeyin benim durumumla
ne alakası olabilir?” diye sordu. “Hissettiğimiz acı ve üzüntü aslında evrende
dolaşıp sığınacak vücutlar arayan enerji birikintileridir. Bu enerji bir insana
geçtiğinde genelde vücudundaki bağlantılı yerlere de sirayet eder ve sen bu
kişilerin hasta olduğunu düşünürsün. Senin durumunda büyük ihtimalle bu enerji
birikintisi biraz fazlaymış ve her nasılsa vücudunun herhangi bir yerine zarar
vermemiş, sadece çektiğin ağrılar kalmış.” Adam sözlerine devam etmeden
kaşlarından birkaç kıl koparttı ve ardından bir sigara yaktı. “Tabi etraftaki
bazı olumsuzluklar, sigara içmek gibi, bu enerjileri kendine çekip duran
mıknatıslardır. Ancak bu enerji birikintileri kendilerine en uygun kişiyi
seçmeyi çok güzel bilirler. Nesilden nesile devam eden hastalıklar da aslında
bir soyun genlerini çok seven ve ondan ayrılmak istemeyen enerji
birikintilerinden başka bir şey değillerdir.” Adam lafını bitirdiğinde trenin
ineceği durağa geldiğini bildirerek izin istedi ve yanından ayrıldı. Adam
giderken arkasından bir şeyler daha sormak istedi. Sonra vazgeçti ve adamın
yüzyıllardır süren araştırmalarıyla genetik hastalıkları ve daha bir sürü şeyi
boktan bir enerji safsatasına bağlamasının saçmalık olduğunu düşündü.
Bölüm
4
Kendisini
çok iyi tanıyordu veya öyle olduğunu zannediyordu. Saçmalık dediği şeyleri bile
üç dört gün düşünür, en sonunda düşünmekten yorgun düşünce kendisine en
mantıklı gelen bir görüşle kendisini kandırır ve kendi kendini ikna ederdi. Bu
bütün insanların bir özelliği olmalıydı, insan bir düşünceyi sonsuza kadar
kafasında dolandıramazdı. Eğer o düşünce beyninde çelişki fırtınalarına yol
açıyorsa, en sonunda orta yolu bir şekilde bulur ve kendini rahat ettirirdi.
Trendeki adamın dedikleri de onda bu türden düşüncelerin doğmasına sebep
olmuştu. İki gün önce saçmalık dediği bu adamın sözleri hafiften mantıklı
gelmeye başlamıştı. Böyle saçma bir düşüncenin mantıklı olmaması gerekiyordu,
derhal çürütülmesi lazımdı. Bu yüzden çürütme işleminin ilk adımı olarak
annesini,babasını ve dedelerini aradı ve onlara kendisinde bulunan
rahatsızlıklara benzer şeyler olup olmadığını sordu. Aldığı cevap olumsuzdu,
ayrıca onların bildiklerine göre yakın akrabalarda da böyle bir sorun yoktu. Trendeki
adam büyük ihtimalle bir deliydi ve meslekten de deli olduğu için atılmıştı. Böylece
kafasındaki yaramaz düşünceyi birkaç telefon aramasıyla derdest etmişti veya
öyle olduğunu zannediyordu.
Günlerden
bir gün, yine diş ağrısından kurtulmak için yuttuğu ağrı kesicinin yan etkisi
olarak verdiği karın ağrısıyla uyuyakaldı. Rüyasında yıkık bir ev gördü. Evin
etrafı toz içerisindeydi ve etrafında birkaç insan koşturuyordu. Bu insanlar
bilmediği yabancı bir dil konuşuyorlardı. O da koşarak enkazın yanına gitti. Bu
sefer bildiği bir dilden “İmdat” çığlıklarını duydu. Enkazın altından geliyordu
ve bir erkeğe aitti bu sesler. Hızlıca duvar kalıntılarını kaldırmaya başladı. Biraz
zor olsada rüyada olmanın verdiği güçle olsa gerek, sonunda adama ulaştı ve
kolundan çekerek enkazın dışarısına çekti. Adamın yüzünü gördüğünde
donakalmıştı. Bu daha önce rüyasında gördüğü büyük dedesiydi. Adam ona sarıldı,
o ise konuşmaya çalıştı ama ağzını açamadı. Bir müddet sadece birbirlerine
bakarak durdular. Adam minnettar bir şekilde gözlerini kırpmadan bakıyordu. Sonra
iki tane asker kılıklı adam yabancı bir dilde bağırarak adamın yanına geldiler
ve sanki onu görmemişcesine büyük dedesinin kollarına girerek götürdüler.
Bölüm 5
Uyandığında ilk işi yüzünü bile yıkamadan arabasına atlayıp
köyün yolunu tutmak oldu. Bu sefer ninesinden büyük dedesiyle alakalı bütün
bilgileri almakta kararlıydı. Köye, ninesinin evine vardığında biraz hoşbeşten
sonra konuya girdi. Ninesi bu sefer isteksiz değildi. Büyük dedesinin başından
geçen herşeyi en baştan anlatmaya başladı : “Dedeni 15 yaşındayken düşman
askeri aldı götürdü, 5 sene boyunca ne haber aldık, ne de bir mektup, öldü
zannetmiştik”. Rüyasında gördüğü yabancı dille konuşanları şimdi daha iyi idrak
etmişti. “O yaban memleketlere esir gittiğinde onu inşaat işlerinde bir iki
para vererek çalıştırmaya başlamışlar, daha oraya varalı 15 gün olmamış,
inşaatın bir duvarı üzerine çökmüş, öldü zannetmiş o koca taşların altında, ama
koca yüreklinin biri o taşları nasıl kaldırdıysa kurtarıvermiş onu. Başka kimse
görmemiş onu ama o görmüş.”. Rüyasında gördüğü olayın aynısını anlatıyordu
ninesi, aşırı bir şaşkınlık içerisinde dinlemeye devam etti. “Ama o günden
sonra o oğlanı hiç görmemiş , üstüne üstlük inşaatın altından çıktıktan sonra
artık gurbetten mi, yediği yemeklerden midir, karnına sürekli ağrılar girermiş,
kurdeşenler dökermiş.” Gözleri şaşkınlıkla daha çok açılmıştı, birden atladı ve
sordu “Peki ya dişi, dişi ağrıyor muymuş?” . Ninesi cevapladı “Zaten enkaz
üzerine devrilince 3-4 dişi de kırılmışmış”. Herşeyi çözdüğünü düşündü bir an
için yada o öyle olduğunu zannediyordu.
Ninesi devam etti : “Ama düşman ellerinden döndükten sonra çok geçmedi
kendisine geldi, yeniden gürbüzleşti diyorlar”. Ninesinden dedesiyle ilgili
birkaç hikaye daha dinledikten sonra elini öperek, heyecanla yanından ayrıldı. Bir
yerde durdu ve sakinleşerek düşünmeye başladı : dedesi bu ızdırapları 5 sene
civarı çekmiş olmalıydı, kendi hastane kayıtlarına baktı o da hemen hemen 5
senedir bu acılarla baş etmeye çalışıyordu. Gördüğü rüyayı tekrar düşündü ve
birden bu sabah karın ağrısıyla uyanmadığını hatırladı. Kendisini zorladı,
acaba dişi ağrıyor muydu ağrımıyor muydu, sanki ağrımıyor gibiydi. Trendeki
deli adam haklıydı sanki. Bu acılar kendisine dedesinden miras kalmış
olmalıydı. Yoksa o da mı delirmişti? Acı transferi buydu demek, bazen ortalıkta
dolaşan acılardan sizin de nasiplenmeniz gerekebilirdi. Kendisini çok mutlu ve
sağlıklı hissetti. Herşeyi açıklığa kavuşturmuş ve ağrılarından kurtulmuştu.
Sonra aklına birşey dank etti, ninesinin anlattığı olaydaki dedesini kurtaran
kişi kendisi olabilir miydi? Rüyasında geçmişe gidip dedesini kurtarmıştı ve
bütün acılarını ağrılarını dedesine aktarıp gelmiş miydi? Peki onda bulunan
acılar ona nasıl,kimden gelmişti? Bütün bunları düşünmenin gereksizliğini anlayınca,
sadece durumunun keyfini yaşayarak hiç
birşey düşünmeden yürümeye devam etti.
Acılara
karşı çoğu zaman yapılacak birşey olmuyordu, onlar her türlü yoldan sizi bulup
gerekeni yapıyorlardı.