Bölüm 1
Onu uykusundan uyandıran ses
oldukça tanıdıktı. Perdeyi araladığında daha gözlerini tam açmamıştı ancak
gördüğü karaltılardan aşağıda olan bitenleri kestirebiliyordu. Arka kapakları
açılmış bir minibüs ve arkasında bekleyen iki kadın. Bu overlokçuların pek
müşterisi olmaz diye düşündü ancak sabahtan akşama kadar en az dört tanesinin
sesini duyardı, söyledikleri tekerlemeyi de ezberlemişti : overlokçu makinesi
ayağınıza geldi diye başlar,her türlü eski halıların alınabileceği beyanatıyla
devam ederdi. Bütün eski halıları mı alıyorlar acaba, şu annemin evlenirken
verdiği, piknik falan yaparken kullanırsınız dediği eski kırmızı geniş halıyı
da alırlar mıydı acaba diye geçirdi içinden. Zaten eşi de onu koyacak yer bulamıyor, çöpe
atacak yer arıyordu sanki. Ancak o halıyı seviyordu, ona piknik yapmayı göl
kenarında gezinmeyi hatırlatıyordu, ayrıca desenleri de çok ilginçti. Normal
birisi halının eskiliğinden desenlerine bakmazdı ancak, o bazen halının
bulunduğu odaya girince farketmeden bakakalıyordu. Güzel halı kullanılır
diyordu, yumuşak ve sağlam eski olmasa salona bile serilir. Neyse zaten
kullanmıyoruz boşuna yer kaplamasın deyip halıyı sırtladı ve aşağıya indi,
indiğinde overlokçu aracının sokakta ilerlediğini gördü. Islık çalamıyordu halıyla
koşamazdı da, tam vazgeçip eve dönecekken arabasının anahtarının cebinde
olduğunu farketti. Halıyı teslim edememenin vereceği tamamsızlık duygusundansa
minibüsü arabasıyla takip edip yetişmeye karar verdi. Nasıl olsa birazdan duracak,
birşey olmaz deyip halıyı arabasının arkasına attı ve sokak boyunca sürdü.
Biraz ileride ilerleyen minibüsü gördü, şimdi korna çalmayayım birazdan durur
deyip arkasından devam etti. Caddeye çıkınca minibüs birden hızlandı. Geride
kaldığını farkedince o da bastı gaza ama bir türlü yetişemiyordu. Neredeyse ana
caddeyi bitirip şehrin biraz dışına varmışlardı. Ben ne yapıyorum diye düşündü,
bir overlokçunun peşinden kaç kilometre yol aldım. Ama işini yarım bırakmanın
vereceği rahatsızlığı düşününce bunları düşünmeden biraz daha bekledi minibüsün
durmasını. Birkaç kilometre daha gidince içinde bulunduğu saçmalığı iyice idrak
etti ve dönmeye karar verdi. Tam u dönüşü yapacakken minibüsün biraz ötede sağa
sinyal verdiğini gördü, döndüğü yön çok izbe ve tabela olmayan bir yoldu. Bu
adam nereye gidiyordu, birden aşırı bir merak içerisine girdi. Bütün halıları
topladıkları bir yer vardı herhalde oraya gidip halıyı bırakabilirdi belki
ucuza halı bile satıyor olabilirlerdi, birkaç tane de bunlardan alabilirdi. Bu
dar yola döndüğüne göre varacağı yer pek uzak olmamalıydı. Sinyalini kapatıp
dönmeden devam etti ve yeniden minibüsün peşindeydi. Saatine baktı eşi
uyanmadan işlerini halledip gelebilirdi. Ona birkaç halıyla sürpriz yapmak
güzel bir hareket olurdu.
Bölüm 2
Beyaz minibüs yolun bitimindeki
büyük ve eski fabrika binasının önünde durdu. O ise biraz geriden daha yavaştan
izleye izleye geliyordu. Bu köhne binayı görünce biraz tırsmıştı çünkü. Adamlar hızlıca minibüsün arka kapağını açıp,
birkaç halıyı sırtladılar ve büyük bir kapıdan içeri girdiler. Onu
farketmemişlerdi. En azından o öyle düşünüyordu. O da minibüsün biraz arkasına
aracını park etti ve arkadan halısını alarak adamların içeri girdiği kapıdan
girdi. İçeriye girer girmez gördüğü şey onu hayretler içerisinde bıraktı. Adeta
küçük bir tepe gibi yığılmış bir halı birikintisi. Bazısı açık bazısı toplanmış
halde, ancak hepsi de kırmızı ve kırmızının tonlarında. Binanın içerisinde ise
yankılanan üç adam sesi vardı. Konuşuyorlardı içlerinden biri “İmkanı yok abi
biz bu şeyi asla bulamayacağız, boşuna ter döküyoruz ” diyordu. Diğeri
cevapladı “Büyük patron öyle demiyor, çok yaklaştık dedi, son yaptıkları
araştırmada bu bölgede bir yerde olduğu söyleniyor.”. Bu adamlar ne arıyorlardı
acaba diye düşündü. O an yanlış yerde olduğunu anladı. Tam geri dönecekken
arkasında izbandut kılıklı adamı gördü. Adam yakasından tuttu ve biraz önce
konuşanlara doğru sordu “Bu herif kim yeni mi başladı işe, ben tanımıyorum”.”O
kimmiş lan” diye koşuştular birden telaş içinde. “Evet beyefendi burada ne
arıyorsunuz” dedi içlerinden biri. Onu tutan adam, onları dinlediğini ve ne
zamandan beri burada bulunduğunu bilmediğini söyledi. O ise amacının sadece
halı satmak olduğunu onları görüp sokaktan beri takip ettiğini söyledi. “Abi bu
casus” diye bağırdı içlerinden biri, “Hem de kırmızı bir halıyla bizi takip
etmiş kesin casus” diye devam etti. “Ne casusluğu beyefendi ben sadece halı..”
derken kafasındaki ani acıyla kendinden geçti. Uyandığında elleri bağlı bir
şekilde sandalyede oturuyordu. Ne olduğuna hala anlam veremiyordu: bu adamlar
neden ona saldırmıştı, neden burada bağlıydı. Ona beyefendi diyen adam
telefonla konuşuyordu hararetli hararetli. “Çok yaklaştığımızı anladılar patron
peşimizden adam göndermeye başladı diğer gruplar” dedi. “Neye yaklaştınız lan
şerefsizleer” diye bağıracakken birden kafasının acısını hatırlayarak kendisini
tuttu.
Bölüm 3
Hezasor: evet aradıkları, çok yaklaştıkları şeyin adı
buydu ve üstelik bir halıydı ve rengi kırmızıydı, adamların konuşmalarından
anladıkları bunlardı. Bir halıyı neden bu kadar çok arıyorlardı aklı ermiyordu.
O minibüslerin içerisindeki makineler de büyük ihtimalle aradıkları şeyi
bulmaları için kullandıkları bir araçtı. Telefon konuşmasını bitiren adam
yanına geldi ve “Maalesef seni öldürmek zorundayız, bu kadar yaklaşmışken
herhangi bir açık veremeyiz” dedi. Bir an için donakaldı ve ardından bir
makineli tüfek gibi masum olduğunu, neyle uğraştıklarını ne aradıklarını
bilmediğini, bu saçmalığın içine nasıl düştüğünü anlamadığını saydırdı. Adam
“Evet masum olabilirsin ama öyle olsan bile burada işittiğin şeyler ölmen için
geçerli bir sebep, ayrıca Hezasor’u arayan diğer gruplarla yapılan anlaşma
gereği gruplardan biri diğerinin alanına girerse de cezası ölümdür.” dedi. Birden
sinirlendi “Siz kimsiniz lan kimi öldürüyorsunuz? Hezasor neymiş? siz necisiniz?”
deyip birkaç küfür etti. Karşısındaki adam sakinliğini korudu, “Dostum
gerçekten masumsun ve mallıktan ötürü buraya gelmişsin gibi ama seninle ilgili
kararı değiştiremem” dedi. “Dinle beni. Hezasor dünyadaki bütün güçleri elinde
bulunduran ve sahibinin istediği herşeyi yapabildiği bir halıdır. Hazreti
Süleyman ölmeden önce dünyadaki işini en iyi yapan herkesi
toplamış,savaşçısından marangozuna herkesi ve hepsinden bu halıya birer ilmek
atmasını istemiş, ardından verdiği tılsımla bu halıyı her konuda her şeyin
yapılabileceği bir araç haline getirmiş ancak sonra pişman olmuş ve bu halıyı
gömmüş, biz işte o halıyı arıyoruz. Sadece biz değil bir yığın insan. Sokakta
gördüğün overlokçular bu cemaatin sadece küçük bir üyesi”. Rüya görüyorum dedi
içinden birazdan uyanacağım. “Kimseye söylemeyeceğim bunu gerçekten” dedi. “Çok
yaklaştığımızı hissediyorum, seni serbest bırakıp herşeyi mahvetme riskini göze
alamayız , biz küçük ve kurallarına bağlı bir grubuz” dedi adam. Yılgın düştü,
tamamen merak içerisinde “Peki bu halıyla dilekler nasıl gerçek oluyor” diye
sordu, onu öldüreceklerine hala inanmıyordu. “O halıya belli bir süre sahip
olan kişi eğer onun varlığından haberdar ise yapmasını istediği şeyi düşünmesi
yeterli” dedi. “Hmmm” dedi duraksadı ve tekrar onu bırakmalarını istedi,
isterlerse onlarla beraber halıyı arayacağını söyledi, kabul etmediler. Birden
izbandut adam elinde silahla geldi. İşte o zaman anladı ölümün eşiğinde
olduğunu. Diğer adam sordu “Son kez söylemek istediğin birşey var mı?”. “Yok,
ne yapıyorsanız yapın” dedi çaresizce. Gözlerini kapattı, böyle mi ölecektim
ben, diye içinden geçirdi. Saçmalığın daniskası, böyle birşey olabilir mi, dedi
içinden. O sırada şarjör sesini duydu, artık ölümüne saniyeler kalmıştı. Eşini
getirdi aklına, gülüyordu ona. Son kez keşke böyle berbat bir şekilde
ölmeseydim dedi kendine. Keşke karşısındaki denyolar geberip gitse. Bundan
sonra bir şey düşünmeden bekledi. Ancak ortam çok sessizleşmişti birden,
gözleri kapalıydı. Gözleri kapalı ölmek istiyordu, son gördüğü şeyin o
adamların yüzündense karanlık olmasını istiyordu. Ancak herhangi bir hareket de
yoktu, ses de. Aradan yirmi saniye geçince gözlerini açmaya karar verdi.
Gördüğü şey yere yığılmış üç adam ve havada duran bir halıydı. Halı kırmızı
kırmızı parlıyordu ve birkaç saniye sonra yere düştü. Ellerinin ve ayaklarının
da çözüldüğünü farketti. Adamların yanına gitti hepsinin boynuna sanki birer
kırmızı şiş saplanmıştı, ölmüşlerdi. Bu kırmızı nesnelere dokununca ip gibi yumuşak
olduklarını farketti : evet bunlar demin havada asılı kalan halının
ilmekleriydi. Sonra yere düşen halının yanına gitti bu halı onun halısıydı.
Evdeki eski püskü halısı onun hayatını kurtarmıştı. Sonra adamın dediklerini
hatırladı, bu kutsal halı olmalıydı sahibinin dediklerini yapan. Bu düşünce onu
dehşete düşürmüştü. Bir müddet ne yapacağını bilemedi. Sonra halıyı toparladı
ve arabasına binip evinin yolunu tuttu. Eve girdiğinde karısı kahvaltı
yapıyordu. Nerdeydin diye sordu, o halıyla ne yapıyorsun dedi. “Hiiç tamir
ettirecektim ancak çok orjinal bir halı olduğunu böyle kalması gerektiğini
söylediler, sonra araba çalışmadı, anca geldim işte” dedi. Eşi bu cevaptan
tatmin olmamıştı, ama onu yine de kahvaltıya çağırdı. “Neden gülümsüyorsun
sürekli” diye sordu karısı. Gülümsediğini gerçekten farketmemişti. “Hiiç normal
halim” dedi. Bir iki zeytin yedikten sonra “Halıyı boş odaya serelim ya,
dışarıya da fazla çıkartmayalım zaten kir toplamazmış bu halılar asla” dedi.
Karısı şaşırmış gözlerle baktı ve kahvaltılarına devam ettiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder